11 Mayıs 2014 Pazar

Ortadoğu'da İsyan Dalgası ve Rusya

09.02.2011 16:15 Yerel saatı | 13:15 Dünya saatı
Ortadoğu'da Tunus`daki iktidarın devrilmesi ile başlayan, Mısır'da geniş ivme kazanan, Yemen ve Ürdün gibi ülkelerde işaretleri görünen halk hareketlerine ilişkin Rusya'nın yaklaşımı da kendini yavaş-yavaş göstermeye başladı.
Bu tepkinin merkezinde ise Mısır'daki olaylar var. Öyle ki, aynı günde (28 Ocak) Rusya Dışişleri Bakanlığı bu olaylarla ilgili peş peşe iki açıklama yapmıştır. İlk açıklamada, Mısır'daki duruma ilişkin bilgi verildi ve güçlenen tehlike nedeniyle bu ülkede yaşayan Rusya vatandaşlarına bulundukları yeri terk etmemeleri, turistlere ise otellerden çıkmamaları tavsiye edildi.
Aynı günün akşamı yayınlanan bir başka açıklamada Mısır'da durumun daha da gerginleştiği, vatandaşların turistik amaçla bu ülkeye gitmemeleri tavsiye edildi. Açıklamada olaylarda Rusya vatandaşlarından zarar görenin olmadığı belirtildi ve Mısır tarafının bu kişileri korumak için gerekli önlemler alacağına inanç belirtildi. Bu arada Kahire`deki Rusya büyükelçiliği Mısır ordusu tarafından koruma altına alındığı gelen bilgiler arasında. Bakanlığın açıklamasında “dost Mısır'daki olayların Moskova'da ciddi endişe yarattığı, mevcut durumda temel sorunun sürecin yasal düzlemde devamına gerekliliği ve ancak bu yolla sorunun çözüleceği, vatandaşların çıkarlarının korunacağı ve ülkede istikrarın sağlanmasının mümkünlüğü” vurgulandı.
Rusya'yı Mısır'daki olaylardan sonra gündeme gelen tepkisini dört temel faktörle açıklamak mümkündür. Öncelikle, Rusya geleneksel olarak özel stratejik çıkarlara sahip olduğu Ortadoğu'da domino etkisi ile yayılmakta olan bu sürece dikkatsiz kalamazdı. Bu halk hareketlerinin geleneksel olarak ABD ile yakın ilişkileri olan rejimlerinin sarsması ve Ortadoğu'da yeni güç oluşumu sürecinin habercisi olması Rusya'yı bu olaylara ilgisini artırmaya teşvik ediyor. Öte yandan, bu surecin ABD`nin Büyük Ortadoğu Projesinin bölgede değişik uygulama modeli olduğuna dair iddialar da Kremlin yönetimin bu sureci daha dikkatli takibini gerektirmektedir. Hatırlanacağı üzere daha önce BDT mekânında bu tür devrimlere hazırlıksız yakalanan Rusya ciddi sorunlarla uğraşmak durumunda kalmıştı. Nitekim artık Rus basını ve analistleri bölgede eski statünün esas sembollerinin başında gelen Hüsnü Mübarek`in iktidardan gidebileceğini ve Muhammet El Baradey önderliğinde muhalefetin güç kazandığını vurgulamaya başlamış ve Moskova yönetimine daha dikkatli olma çağrısı yapmaktadırlar.
İkincisi, genel bağlamda Arap dünyasının lideri sayılan Mısır'ın, Rusya için stratejik önemi ve özel olarak da bu ülkenin Rus turistlerin en çok gittiği yerlerden biri olması Kremlin yönetiminin olaylara ilgisini zorunlu kılmaktadır. Olayların devam ettiği Mısır'da halen 40 bine yakın Rus turist olması ve halen turist akının devamına dair gelen haberler durumun önemini açıkça ortaya koymaktadır. Bunun dışında Mısır`da yaklaşık 20 bin Rus vatandaşının başta turizm sektörü olmak üzere çeşitli sektörlerde de çalıştığı tahmin edilmektedir.
Üçüncü olarak da Rusya için, mevcut rejimlerin yıkılmasından sonra bu ülkelerde İslami muhalefetin güç kazanması, hatta iktidara gelmesi olasılığı özel ilgi uyandırıyor. Artık Rusya'daki Aleksey Malaşenko ve Alexander İgnatenko gibi önemli Ortadoğu analistleri de bu konuya özel vurgu yapıyorlar. Olayların bu şekilde gelişmesi bir yandan ABD'nin özellikle 1990-daki ilk Körfez savaşıyla beraber bölgede güçlenen etkisini zayıflatabilir ve böylece Rusya'ya yeni manevra olanakları yaratabilir. Ancak diğer taraftan Rusya nüfusunun yaklaşık 20 milyonunun Müslüman olması ve Kuzey Kafkasya'da gergin durumun ortaya çıkmasında Ortadoğu kökenli dini radikalizmin oynadığı rol dikkate alındığında bu süreç aynı zamanda yeni tehlike sinyali demektir.
Dördüncüsü, halk hareketlerinin ortaya çıkmasında Rusya'ya da özgü olan yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik ve otoriter siyasi sistem gibi özelliklerin etkili olması resmi Moskova'nın dikkatini çeken bir başka husustur. Dahası Rusya'da da muhalefetin etkinliği Tunus ve Mısır'da olduğu gibi daha çok internet yayıncılığı ve sosyal paylaşım ağları ile sınırlandırılmış durumda.
Muhalefetin bu etkinliyi toplumsal hayata taşıma ve meydanlar yayma girişimi Rusya yönetimi tarafından sert şekilde önlenmekte ve 31 Aralık 2010-da olduğu gibi aralarında liberal Boris Nemtsov, radikal solcu Konstantin Kosyakin ve aşırı milliyetçi Eduard Limonov`un da bulunduğu muhalif liderlerin gözaltına alınması ile sonuçlanmaktadır.
Yine Moskova'da basit bir futbol vakasının etnik çatışmaya dönüşmesi meselesi ile Mısır'da Kipti kilisesine terör eyleminden sonra gündeme gelen Hıristiyan-Müslüman gerginliği farklı dinamikleri olan her iki toplumun sosyal kırılganlık bakımından ne kadar benzeştiğini ortaya koymaktadır. `Hiç şüphesiz Rusya ne komşuluğundaki Ukrayna ve Gürcistan, ne de Ortadoğu'daki Mısır ve Tunus değil. Fakat hem son dönemlerde muhalefetteki göreceli canlanma, hem de yaklaşan parlamento (Aralık 2011) ve Cumhurbaşkanı (Mart 2012) seçimleri siyasi istikrarın bozulma riskinin artıran gelişmeler olarak Rusya yönetiminin daha dikkatli davranmasını gerektiriyor.
Dr. Nazim Cafersoy
KAFSAM analisti ve ADİU Türk Dünyası İşletme Fakültesi öğretim üyesi
yayınlandığı sayfa:
http://1news.com.tr/yazarlar/20110209040155142.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder